“Süt” Meselesi…

Çok fazla süt içmeyen biriyimdir. P90X’e başlayana kadar ayda yılda bir aklıma gelirse içerdim ama ilginç bir şekilde sütü çok severim. Yani süt içmememin sebebi tadından ya da kokusundan hoşlanmadığımdan değil, tamamen unutkanlıktan, ihtiyaç hissetmemektendi. P90X ile birlikte özellikle antrenmanlardan sonra yarım litre kadar süte; bal, badem ve muz ekleyerek yaptığım recovery içeceğini büyük keyifle içiyordum ki, internette gözüme ilişen sütün zararları konulu yazı, aklıma soru işaretleri doldurdu.

Çok faydalı dediğimiz süt acaba gerçekten masum mu? Beni entere eden asıl tarafı 2,5 yaşındaki oğluma içirdiğimiz sütler. Süte aşık bir oğlum var, günde neredeyse 1 litre süt içiyor. Mümkün olduğunca UHT değil de, “Günlük Süt” içirmeye çalışıyorum. Yaptığım araştırmalardan çıkardığım sonuç şöyle;

Bir kısım çok bilmiş (ya da gerçekten bilenler) ve bilim adamı süt’ün çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Dayanakları ise içindeki laktozun sindirimi güçleştirip, aldığımız diğer gıdaların da sindirilmesini zorlaştırması ve akabinde karında oluşan şişlik ve gazın sebebi olması. Laktozsuz sütler de mevcut ama “UHT” sütlerden çok acayip kıllanıyorum. Sütün raf ömrünü uzatmak ve bozulmayı gerçekleştiren patojenlerden temizlemek için uygulanan ısıl işlemlerin, sütün yapısını bozarak uzun vadede insanı zehirleyen bir çeşit zehire dönüştürdüğü savunuluyor.

Bir başka dayanak ise, azalan meralar nedeniyle sunni yem ile beslenen ineklerin ürettiği sütün doğal olmaması. İneklere sürekli tahıl ve şeker ağırlıklı yemler yedirilerek süt veriminin artırılması sütü tehlikeli boyutlara taşıyor. Süt özellikle de inek sütü, kalsiyum açısından çok da zengin sayılmaz. Barındırdığı kalsiyum da insanlar tarafından kolayca vücuda alınamadığından özellikle 2 yaşın altındaki çocuklara inek sütü zaten önerilmiyor. Yetişkinlerin ise hiçbir surette inek sütünü sindirebilecek bir sindirim sistemine sahip olmadığı belirtiliyor. İnek sütü sadece buzağılar içindir görüşü yaygın. Kanıtı da, sütten kesilen hayvanların ömürleri boyunca bir daha süt içmememeleri. Yani doğada sütle beslenen bir kaplan ya da domuz olmaması bu kanıt olarak gösteriliyor.

Öte yandan özellikle hazır süt markaları bu iddiaların işlerine zarar vermemesi çin, gazete ve televizyonlarda sütün faydalarını anlatan reklam ve spotlar yayınlatıyorlar ki, kafalarımız allak bullak oluyor.

Özellikle Doğu Asya ve Afrika’da insanların sütten uzak durmasına rağmen, Avrupa ve Amerika’da devlet eliyle insanların süt içmesinin özendirilmesi olayı da var. Sütün en çok tüketildiği yer olan ABD’de çocukların erken çürüyen dişlere sahip olmaları, kadınlarda kemik erimesinin yaygın görülmesi süt tüketimine dayandırılıyor. Sütün içindeki kalsiyum vücut tarafından emilemediği gibi, diğer besinlerden gelen kalsiyumun da emilmesini güçleştirdiğinden, siz ne kadar kalsiyum tüketirseniz tüketin aslında vücudunuz o kalsiyumu yararlı biçimde alıp kullanamıyor. Bu durumda kalsiyum ihtiyacını peynir ve yoğurt gibi mayalanmış ürünlerden hatta badem gibi kuru yemişlerden almak daha mantıklı ve sağlıklı hale geliyor.

Tüm bu iddialara karşın Avrupa’da kişi başı yıllık süt üretimi 89 litre civarında iken Türkiye’de bu sayı  rakam 30 litreyi zor buluyor. Acaba avrupalılar kendi halklarını yavaş yavaş öldürmek için kumpas mı kuruyor yoksa iddiaların hepsi asparagas mı?

Bir bilgi olarak; ABD’de kediler üzerinde yapılan süt deneyinde, UHT anne sütü ile beslenen kedilerin uyuşuk ve sersem, genel itibariyle hastalıklı gibi bir yaşam sürdükleri, ayrıca ömürlerinin çok daha kısa olmasının yanında, yavrularının da kalıtsal hastalıklarla doğduğu ve ilerleyen dönemlerde üremelerinin durduğu bir bakıma kısırlaştıkları belirlenmiş.

Bu bilgiye dayanarak Avrupa’da yaşanan eksi nüfus artışının ardında “süt”ün olduğunu varsaymak belki çok büyük bir komplo teorisi olabilir ama etki etmediğini de söylemek fazla iyimserlik olur.

Süt firmalarının yaptırdıkları açıklamalar, bağımsız bilim insanları ve bu konuda araştırma yapan diğer otoritelerin açıklamalarına göre daha bir panik içerisinde sanki. Sürekli savunma durumunda olmaları ve yıllardır her yerde okuduğumuz klişe “faydalardan” öteye gitmemesi beni süt ve özellikle “UHT” süt konusunda endişeye sevk etti.

Güvenilir olarak gördüğümüz markaların “Günlük Süt” olarak sattıkları haricinde süt almamak gibi, ne kadar faydalı olabileceği belirsiz bir önlem almaktan başka seçeneğimiz maalesef yok.

Süt benim “şüpheliler” listeme girdi. Bu kadar şaibeli tartışmalara konu olan bir besini gönül rahatlığı ile tüketebilmem ve çocuğuma tükettirmem artık neredeyse imkansız. Yapabileceğimiz tek şey inek sütü yerine keçi sütü alabiliyorsak alıp içmek, yoksa kalsiyum ve diğer vitamin ve minarelleri sebze ve meyvelerden karşılamak daha mantıklı gibi.

1 Yorum

  1. Güzel bir yazı olmuş. Bu gerçekten “akıl karıştırıcı” bir konu.

    Süt üreticilerinin kampanyalarında biraz agrasif oldukları doğru (ABD’deki Got Milk? kapmanyası…) Aynı “yumurta” konusu gibi, bu konu da sabaha kadar tartışılır; özellikle parayı verenin düdüğü çalan “bilim-insanları” olduğu sürece…

    Benim naçizane önerim; kendinize bir haftalık “anti-süt” detoksu yapın. İsmi çok şaşalı oldu ama :-) yani özetle bir hafta boyunca süt ve süt ürünleri tüketmeyin. Eğer evvelinde genel olarak bir “şişkinlik -- bloating” hissinden şikayetçiyseniz ve süt ürünleri tüketmediğinizde bu kayboluyrsa, ne mutlu size.

    Not: Yazıda katılmadığım tek konu, genel olarak Avrupa, özellikle de İngiltere belki ama, ABD’de eski-yeni tüm nesillerin diş çürüğü sorunu pek yoktur. Bunun sebebi de devletin şehir suyuna karıştırdığı Florüd’dür. Tabii bu uygulamayı da çok ciddi olarak eleştirenler var, ABD’nin bir numaralı aktivisti Alex Jones gibi. Çünkü şehir suyuna karıştırılan kimyasalların, halkı “koyunlaştırdığı” iddia ediliyor.

    Cevapla

Yorum Paylaşınız